Doğudan Batıdan

Yaşlı Şeytanlar

Türkiye yaşlı şeytanlarından bir türlü kurtulamadı. İktidardaki Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) hakkında açılan kapatma davasında, Anayasa Mahkemesi’nin 31 Mart Pazartesi günü başlattığı süreç İslamcı-muhafazakarlar ile yargı sistemi arasındaki amansız mücadelenin yeni etabını oluşturuyor. 1998 yılında kapatılan Refah ve 2001 yılında kapatılan Fazilet Partisi’nin dönüşümünden neşet eden AKP, ordu ve idare nezdinde Kemalizmin son kalesi olarak görülen yargının tahtasındaki tek oluşum değil. Bir Kürt partisi olan Demokratik Toplum Partisi de, başsavcı Abdurrahman Yalçınkaya tarafından aynı kapatma süreciyle karşı karşıya. 

2007 genel seçimlerinde % 46,6’yla en yüksek oyu almış olan bir partinin kapatılması, gerçek manada bir yargı darbesi meydana getirir. Eğer DTP de kapatılırsa yaklaşık % 54’luk oy dilimi umursamaz bir biçimde geçersiz kılınacak. Seçim zaferinin akabinde, üniversitelerde uygulanan başörtüsü –ki bu konu oldukça sembolik hale geldi- yasağının kaldırılmasına yönelik AKP iktidarı baskısının; liberaller, laikler ve muhafazakar iktidarın fikirlerini Türkiye’ye empoze etmek için “saklı ajanda” düzenlediğini düşünenler arasındaki kaygıları beslemekten öteye geçmediğini söylemek gerekir.

Kemalizme miras kalan laiklik müdafaası bu kez saldırı noktası olarak başsavcıyı ortaya çıkardı. Siyaset bilimci Soli Özel’e göre, “Türk Baasizmi”ni yaratan laikliğin” üstünü örtmediği sürece bu kaygı saygı duyulabilir olmasının yanında; mevcut rejim, eski Osmanlı İmparatorluğu’nun sınırları dahilinde beliren otoriter rejimlerle kıyaslanabilirdir ve demokratik düzen şekilleriyle uyuşmamaktadır.

Eğer AKP’yi davranışlarından dolayı yargılamak gerekirse -bu arada hemen belirtelim ki bu parti su götürmez biçimde sofudur- siyasi pragmatizm ve ekonomik liberalizm yanlısı oldukları aşikardır. Olgunluğunu göstererek, İsrail ve ABD ile stratejik ittifaklarını muhafaza etmekte tereddüt göstermediler. 2007 yılında büyük bir çoğunlukla tekrar iktidara gelişi tartışmasızdır, çünkü ekonomide büyük bir reform ve siyasi istikrarın yanında, AB’ye girme konusundaki ısrarı da ibrenin onları göstermesini sağladı.

Avrupa özlemiyle başlayan bu birliktelik, bugün tehdit altında. Kısacası, Müslüman bir iktidarın (ya da ülkenin) AB’ye girişi fikrine muhalif olanlar, bugün riyakarca, yargı gücünün AKP’ye darbe gerçekleştirmesini, Türkiye’nin demokratik olgunluğunun şüpheli hale gelmesini destekliyorlar.

Türkiye yaşlı şeytanlarından bir türlü kurtulamadı. İktidardaki Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) hakkında açılan kapatma davasında, Anayasa Mahkemesi’nin 31 Mart Pazartesi günü başlattığı süreç İslamcı-muhafazakarlar ile yargı sistemi arasındaki amansız mücadelenin yeni etabını oluşturuyor. 1998 yılında kapatılan Refah ve 2001 yılında kapatılan Fazilet Partisi’nin dönüşümünden neşet eden AKP, ordu ve idare nezdinde Kemalizmin son kalesi olarak görülen yargının tahtasındaki tek oluşum değil. Bir Kürt partisi olan Demokratik Toplum Partisi de, başsavcı Abdurrahman Yalçınkaya tarafından aynı kapatma süreciyle karşı karşıya.

2007 genel seçimlerinde % 46,6’yla en yüksek oyu almış olan bir partinin kapatılması, gerçek manada bir yargı darbesi meydana getirir. Eğer DTP de kapatılırsa yaklaşık % 54’luk oy dilimi umursamaz bir biçimde geçersiz kılınacak. Seçim zaferinin akabinde, üniversitelerde uygulanan başörtüsü –ki bu konu oldukça sembolik hale geldi- yasağının kaldırılmasına yönelik AKP iktidarı baskısının; liberaller, laikler ve muhafazakar iktidarın fikirlerini Türkiye’ye empoze etmek için “saklı ajanda” düzenlediğini düşünenler arasındaki kaygıları beslemekten öteye geçmediğini söylemek gerekir.

Kemalizme miras kalan laiklik müdafaası bu kez saldırı noktası olarak başsavcıyı ortaya çıkardı. Siyaset bilimci Soli Özel’e göre, “Türk Baasizmi”ni yaratan laikliğin” üstünü örtmediği sürece bu kaygı saygı duyulabilir olmasının yanında; mevcut rejim, eski Osmanlı İmparatorluğu’nun sınırları dahilinde beliren otoriter rejimlerle kıyaslanabilirdir ve demokratik düzen şekilleriyle uyuşmamaktadır.

Eğer AKP’yi davranışlarından dolayı yargılamak gerekirse -bu arada hemen belirtelim ki bu parti su götürmez biçimde sofudur- siyasi pragmatizm ve ekonomik liberalizm yanlısı oldukları aşikardır. Olgunluğunu göstererek, İsrail ve ABD ile stratejik ittifaklarını muhafaza etmekte tereddüt göstermediler. 2007 yılında büyük bir çoğunlukla tekrar iktidara gelişi tartışmasızdır, çünkü ekonomide büyük bir reform ve siyasi istikrarın yanında, AB’ye girme konusundaki ısrarı da ibrenin onları göstermesini sağladı.

Avrupa özlemiyle başlayan bu birliktelik, bugün tehdit altında. Kısacası, Müslüman bir iktidarın (ya da ülkenin) AB’ye girişi fikrine muhalif olanlar, bugün riyakarca, yargı gücünün AKP’ye darbe gerçekleştirmesini, Türkiye’nin demokratik olgunluğunun şüpheli hale gelmesini destekliyorlar.

(*): çev. notu: burada “les vieux démons” (yaşlı şeytanlar) ifadesi kullanılmıştır ki, sürekli tekrar eden/kısır döngüye dönen gündem anlamına gelir.

(Le Monde, 1 Nisan 2008, Demons turcs)

Yorum yapın