İslamcı kesimde gayrimüslimlerin cennete girip giremeyeceği tartışması sürerken, en çarpıcı yorumu “Oflu Hoca” diye tanınan Mustafa Cansız’ın yıllar önce yaptığı ortaya çıktı. Cansız “Edison cennete giremez” diyen bir vatandaşa, “Allah, senin gibi beş milyon eşeği cennete koyacağına, bir Edison’u koysun daha kárlıdır” demişti.
ASLINA bakılırsa tartışmanın tarihi bir hayli önceye dayanıyor ama konuyu yeniden gündeme getiren eski Diyanet İşleri Başkanı Prof. Süleyman Ateş ile Milli Gazete yazarı Mehmet Şevket Eygi’nin yazıları oldu. Vatan Gazetesi’nde yazılar da yazan Prof. Ateş, yıllar önce İslámi Araştırmalar Dergisi’nde, “Cennet Müslümanların Tekelinde Değil” başlıklı bir makale yayımlamıştı. Söz konusu makaleye ilk tepki, bir başka İlahiyat profesörü olan Talat Koçyiğit’ten “Cennet müminlerin tekelindedir” başlıklı bir başka makaleyle gelmiş ve İlahiyat camiası kısa sürede ikiye bölünmüştü. Yazının devamını oku »
‘Kürtler doğurmasın, mülk edinmesin, üniversiteye alınmasın. Memurlar Türk soylu olsun. Aşağı ırkın görevi üstün ırkı eğlendirmektir. Biz üstünüz!’…
Benim için bir kitabını satın almak, çocuğuna kanını vermiş bir annenin yavrusunu kollarına almakta duyduğu o büyük mutluluğu duymaktı. İlk sayfasını açmak ve karşıma çıkacak o ilk aforizmayı okumak büyük bir heyecandı. Cümleler sanki derunumda yüzyıllardır bekleyen ama belli belirsiz hissedebildiğim, ifadesini arayıp da bulamadığım ifade harikaları gibi gelirdi. Peygamberler gibi düşünen, filozoflar gibi konuşan birinin cümleleriydi bunlar. Sessiz çığlığım oldu yıllarca bu ifadeler. Cümleleri zihnimde gidip geldi. O kitapların kapısını mübarek bir mabedin kapısını açar gibi edeplice açtım. O kitaplar benim fikri mabedim oldu. Kutsal bir sığınak. Muzdarip bir gönül sığınaktan başka ne arar ki! O cümleler sesini duymak için iştiyak duyduğum bir vicdanın sesiydi. İnzivanın meraretinden doğan öfkeyle yükselen bu ses, harfler ve kelimeler yığınından çok, manevi bir haz kaynağı olan sessiz bir çığlıktı benim için. Manevi, belki daha çok varolma acısı!
Ne üçlü bir dildir kıssa dili! Ne kadar, güç, genişlik ve zerafet var sembolizmde! Onun hakkında ve ona göre söylenemeyecek hiçbir şey yoktur. Sembolizm Avrupa’da siyasi tıkanma ve boğulmanın ortaya çıktığı bir dönemde gelişti. Güçlü bir yazar, en buhranlı ve en şiddetli siyasal ve diktatörlük şartlarında, en tehlikeli sözleri söyleyebilir. Yazarı okuyucusundan başka hiçbir güç susturamaz. Fakat her halükarda, yazarın, sinirlerin susuzluğunu, kalp hücrelerini ihtiyacını, insan ruhunun ve insan beyninin ihtiyacını gidermemesi doğal değildir. Düşünce ve ruhu ikna eder, başarı kazandırır; ama insan ruhunun kalbi ve insan kalbinin ruhu öylece susuz kalır. İnsana başarı duygusu verir; fakat bunu yapmakla insani duyguyu razı etmez. O susuzluk, o eğilim öyle susuz ve aç kalır.




Son Yorumlar