5 milyon eşek yerine cennete o gitsin

5 03 2007

İslamcı kesimde gayrimüslimlerin cennete girip giremeyeceği tartışması sürerken, en çarpıcı yorumu “Oflu Hoca” diye tanınan Mustafa Cansız’ın yıllar önce yaptığı ortaya çıktı. Cansız “Edison cennete giremez” diyen bir vatandaşa, “Allah, senin gibi beş milyon eşeği cennete koyacağına, bir Edison’u koysun daha kárlıdır” demişti.

ASLINA bakılırsa tartışmanın tarihi bir hayli önceye dayanıyor ama konuyu yeniden gündeme getiren eski Diyanet İşleri Başkanı Prof. Süleyman Ateş ile Milli Gazete yazarı Mehmet Şevket Eygi’nin yazıları oldu. Vatan Gazetesi’nde yazılar da yazan Prof. Ateş, yıllar önce İslámi Araştırmalar Dergisi’nde, “Cennet Müslümanların Tekelinde Değil” başlıklı bir makale yayımlamıştı. Söz konusu makaleye ilk tepki, bir başka İlahiyat profesörü olan Talat Koçyiğit’ten “Cennet müminlerin tekelindedir” başlıklı bir başka makaleyle gelmiş ve İlahiyat camiası kısa sürede ikiye bölünmüştü. Yazının devamını oku »





Star Gazetesi’nin Yayınlayamadığı Röportaj

28 02 2007

TÜRKİYE: BU KELİMEYİ ÇOK SEVİYORUZ

İstiklal Marşı’nın Türk milletinin ortak mutabakat metni olduğu görüşünüzden hareketle, dernek vasıtasıyla milli birlik hareketi mi başlatıyorsunuz?

“Hareket başlatmak” fazlasıyla heyecan yüklü. Olmayan bir şeyi oldurmaya niyetimiz yok. Zaten yaşayan bir şeyin gözden saklanmasına engel olmak istiyoruz. Duygularımız elbette canlı; fakat yaptığımız iş tamamen zarurete mebnidir. Türk milletinin mutabakat metninin İstiklâl Marşı olduğu gölgelenmiş bir gerçek ise, bunun hak ettiği parlaklığa yeniden kavuşması gerekiyor. Toplum hayatına yeni bir yanılsama ilâve etmeden, nelerin yanılsama olduğunu göstermekten geri durmamak; bütün yapacağımız budur. Yazının devamını oku »





Atatürk’e “Başbuğ” diyen Şamanist faşistler!

19 02 2007

Çok tehlikeli bir akım Türkiye’de harekete geçti: “Dünya Türk olsun”cular. Kürtler doğurmasın ve mülk edinmesin diyorlar. Biz üstünüz diyorlar. Irkçı değil soycuyuz diyorlar. Göktanrının kırbacını elinde tutan bu kişiler “kan”a da ayrı bir önem veriyor.

Sedat PEKER‘Kürtler doğurmasın, mülk edinmesin, üniversiteye alınmasın. Memurlar Türk soylu olsun. Aşağı ırkın görevi üstün ırkı eğlendirmektir. Biz üstünüz!’…

‘Dünya Türk Olsun’ yazısı önce İzmir duvarlarında görüldü, sonra Ankara, İstanbul, Bursa ve bazı diğer kentlere de yayıldı. Hrant Dink cinayeti zanlılarının bulunduğu Trabzon’da da aynı yazı vardı. İlteriş Dergisi yöneticileri bu örgütlenmenin içinde bulunan bazı kişilerin kendilerine katıldığını söylüyor

Şamanizm’e yakınlar

Büyük kentlerdeki Türkçü Toplumcu Budun ve Elbirliği dernekleriyle ‘İlteriş’ dergisi gibi oluşumların düşünceleri ürkütüyor. Tüm dünyanın lanetlediği ırkçı tezleri Yazının devamını oku »





Said Nursi de “derin devlet”i tanımlamış…

18 02 2007

Derin devlet tartışmaları günümüzle sınırlı değilmiş… Sadık Yalsızuçanlar, derin devlet kavramının Said Nursi tarafından teşhis ve ifade edildiğini savundu. İşte Bediüzzaman’a göre derin devlet tanımı…

Türkiye’de devletin ‘derin’liğine ilişkin tartışmalara mütevazi bir katkı niyetiyle yazılan bu satırlara yüzyılın büyük bilgesi Bediüzzaman’dan birkaç alıntıyla başlamak yerinde olacak. Üstad, bazı mektuplarında, ‘kökü ecnebide, kendisi burada (Türkiye’de) ola

Türkiye’de devletin ‘derin’liğine ilişkin tartışmalara mütevazi bir katkı niyetiyle yazılan bu satırlara yüzyılın büyük bilgesi Bediüzzaman’dan birkaç alıntıyla başlamak yerinde olacak.

Üstad, bazı mektuplarında, ‘kökü ecnebide, kendisi burada (Türkiye’de) olan gizli bir örgütten söz eder ve ‘zındıka komitesi’ diye adlandırır.Bu ‘komite’ye ilişkin değinileri kısaltarak alıntılamak istiyorum :

“(…) Kat i bir vasıta ile haber aldım; kökü ecnebide ve kendisi burada bulunan bir zındıka komitesi, senin bir eserini okumuş. Demişler ki: Bu eser sahibi dünyada kalsa, biz mesleğimizi (yani zındıkayı, dinsizliği) bu millete kabul ettiremeyeceğiz. Bunun vücudunu kaldırmalıyız diye senin idamına hükmetmişler. Kendini muhafaza et.” Yazının devamını oku »





İnzivada Meraret Duyguları yada Lehçe-t-ül Hakayık

19 12 2006

Benim için bir kitabını satın almak, çocuğuna kanını vermiş bir annenin yavrusunu kollarına almakta duyduğu o büyük mutluluğu duymaktı. İlk sayfasını açmak ve karşıma çıkacak o ilk aforizmayı okumak büyük bir heyecandı. Cümleler sanki derunumda yüzyıllardır bekleyen ama belli belirsiz hissedebildiğim, ifadesini arayıp da bulamadığım ifade harikaları gibi gelirdi. Peygamberler gibi düşünen, filozoflar gibi konuşan birinin cümleleriydi bunlar. Sessiz çığlığım oldu yıllarca bu ifadeler. Cümleleri zihnimde gidip geldi. O kitapların kapısını mübarek bir mabedin kapısını açar gibi edeplice açtım. O kitaplar benim fikri mabedim oldu. Kutsal bir sığınak. Muzdarip bir gönül sığınaktan başka ne arar ki! O cümleler sesini duymak için iştiyak duyduğum bir vicdanın sesiydi. İnzivanın meraretinden doğan öfkeyle yükselen bu ses, harfler ve kelimeler yığınından çok, manevi bir haz kaynağı olan sessiz bir çığlıktı benim için. Manevi, belki daha çok varolma acısı! Yazının devamını oku »





Özgürlük, Kutlu Özgürlük “Dr.Ali ŞERİATİ”

19 12 2006

Ne üçlü bir dildir kıssa dili! Ne kadar, güç, genişlik ve zerafet var sembolizmde! Onun hakkında ve ona göre söylenemeyecek hiçbir şey yoktur. Sembolizm Avrupa’da siyasi tıkanma ve boğulmanın ortaya çıktığı bir dönemde gelişti. Güçlü bir yazar, en buhranlı ve en şiddetli siyasal ve diktatörlük şartlarında, en tehlikeli sözleri söyleyebilir. Yazarı okuyucusundan başka hiçbir güç susturamaz. Fakat her halükarda, yazarın, sinirlerin susuzluğunu, kalp hücrelerini ihtiyacını, insan ruhunun ve insan beyninin ihtiyacını gidermemesi doğal değildir. Düşünce ve ruhu ikna eder, başarı kazandırır; ama insan ruhunun kalbi ve insan kalbinin ruhu öylece susuz kalır. İnsana başarı duygusu verir; fakat bunu yapmakla insani duyguyu razı etmez. O susuzluk, o eğilim öyle susuz ve aç kalır.

Terör, korku, yalnızlık ve vahşet şartlarında yazan sözlerini söyleyen, bütün özgürlükçü istek ve düşüncelerini, küfür ve nefretlerini açıklayan siyasi bir yazar, sembollerin kıssaların ve sanatkârlıkların perdesi altında, yinede caddeye çıkıp çalışma masasının gerisine oturarak yüz yüze ve açıkça diktatörlüğe sövebileceği ve apaçık bir şekilde şöyle feryat edebileceği günün Yazının devamını oku »





Amerikalılar, kestiğimiz devenin dedesinin heykelini dikmişlerdi

18 12 2006

 

Kıt’a Arabistanı’nın dini yorum tarzını model seçen varoş İslamı’nın Atatürk Havalimanı’nın apronunda kestirdiği deve sayesinde ele-güne rezil olduk.

Deve, at ve eşek gibi áşinalarımızdan değildir; Arap kültürünün parçasıdır ve kültürümüzde “deve” kavramına pek rastlanmaz. Dolayısıyla, altı asırlık Osmanlı tarihinde bile, develerle ilgili olarak resmi kayıtlara geçen tek bir olay vardır: 1856’da, zamanın hükümdarı Sultan Abdülmecid tarafından Amerika’ya iki çift deve hediye edilmesi ve Amerikalılar’ın İzmir’den götürdükleri bir deveciye anıtmezar yapıp mezarın üzerine bakırdan bir deve heykeli dikmeleri… İşte, tarihimizdeki bu tek deve hadisesinin kısa öyküsü…

ATATÜRK Havalimanı’nın apronunda deve kesenler sayesinde ele-güne rezil olduk. Bütün dünya, aprondaki kanlı sahneleri şimdi acı tebessümlerle seyrediyor.

Bilmem, farkında mısınız? 12 Eylül’den sonra, Türkiye’nin İslam’ı yorumlamasında önemli değişiklikler yaşandı. Kırsal kesimin İslam anlayışı ile büyük şehirler arasında asırlardan buyana zaten bazı farklar vardı. Şehirler, imparatorluk olmanın getirdiği kültürel etkilerle dine başka çerçeveden bakar, kırsal kesim ise İslam’ı köyün yahut Yazının devamını oku »





Metafizik ve Felsefesiyle Doğu ve Batı “S.Huseyin Nasr”

17 12 2006

İslam geleneği için doğru olanın diğer Doğu gelenekleri için de doğru olduğunu unutmadan, Batı’da pek çoklarının anlamaya çalıştığı, ama pek az kişinin anlayabildiği Doğu ve özellikle İslam metafiziği ve geleneksel felsefe sorununa eğileceğiz.

Metafizik ve Felsefesiyle Doğu ve Batı

Anlamlı Bir Karşılaştırmalı İnceleme İçin Gerekli Şartlar  Arapçada bir atasözü vardır: ‘Balık her zaman baştan kokar’ diye. Bu, şu ünlü Latin atasözünün bir başka söyleniş biçimidir: ‘corruptio optimi pessima (en iyinin bozulması en kötüdür)’. Rönesans süresince Batı’da olanlar ve şu anda İslam dünyasının çeşitli yörelerinde tanık olunan olaylar en iyinin bozulması, gövdesi sağlam duran balığın başının kokmasından başka bir şey değildir. Bu sürece karşı çıkmak ve hem Doğu’daki, hem de Batı’daki insanın gerçek ihtiyaçlarını karşılamak için, aynı şekilde, işe ‘baş’tan başlamak, geleneğin her zaman daha çok ulaşılabilir özellikteki sosyal ve pratik boyutlarından çok, ilk ulaşılması gereken ‘örtülü’ manevi ve zihinsel boyutlarının içerdiği en yüce yanlarıyla ilgili öğretilerden başlamak gerekmektedir. Uzun vadede, güçlü zihinsel doktrinlerin, unutulması modern insanın içine düştüğü, artık çok geniş bir düzlemde gözlemlenebilen Yazının devamını oku »





Nobel’e intihal gölgesi!!!

17 12 2006

Yok amacımız kara çalma falan degil. Ferit Orhan Pamuk’un Nobel Edebiyat Ödülü almasına gerçekten çok sevindik (Bu ödül sayesinde Türkçe kutsandıgı için. İşin “Ermeni-Kürt” yanlışı maalesef bu dogruyu götürmez). Fakaaaat bir başka konu var ki işte bu Nobel’e gölge düsürüyor. Evet maalesef Ferit Orhan Pamuk’un Beyaz Kale kitabının Fuad Carım’ın “Kanuni Devrinde Istanbul” kitabından büyük oranda intihal (Plagiarism) içermesi, Nobel’i “Ermeni-Kürt” olayindan daha fazla gölgeliyor. Iste detaylar ve kanıtlar:


Önce bir saptama…
ABD basta olmak üzere batılı ülkelerin büyük çogunlugunda “Plagiarism” (Intihal yani. Baskalarinin eserlerinin hatta düsüncelerinin aşırilmasına deniliyor), büyük bir suç olarak görülür (ABD üniversitelirin çogunda ilk ders olarak ögretilir) ve bu konuda çok büyük yaptırımlar vardır. Yazının devamını oku »





Yaşar KEMAL: “Ölene Kadar Nobele Adayım”

17 12 2006

1. Kadıköy Kitap Fuarı’nın açılışına katılan yazar Yaşar Kemal, bir okurunun sorusu üzerine “Ben 1975’ten beri Nobel’e adayım. Ölene kadar da aday kalacağım” diye espri yaptı. Bizde DERKENAR ekibi olarak yayınlanan haberin ardından Ahmet KEKEÇ‘in yazısını yayınlayarak ünlü yazarımıza bir nebze olsun espiri yapmaya çalışacağız.

Sümerolog Muazzez İlmiye Çığ ile açılışa katılan Yaşar Kemal, 40 kitap yazdığını, ama hiçbirinin anlaşılmadığını, kitaplarının mahkemeye götürülmesinden utanç duyduğunu söyledi. Yaşar Kemal, “Bir daha dünyaya gelseydiniz yine yazar mı olurdunuz?” sorusunu ise, “Hayır açık konuşmak gerekirse traktör şoförü olurdum. Ne yalan söyleyeyim. Hayatımın en mutlu günlerini traktör şoförü olduğum zaman geçirdim. Yeniden dünyaya gelsem eskiden yaptığım gibi traktör şoförü olarak kalmak isterim” diye yanıtladı. Caddebostan Kültür Merkezi’nde yarın sona erecek fuara 42 yayınevi katılıyor.

En çok Nobel alamayan Türk yazarı!  “Ahmet KEKEÇ”

İki gündür Orhan Pamuk yorumlarını izliyorum: Düpedüz yeteneksizler ‘Orhan Pamuk bu ödülle Türkiye’yi satmıştır’ diyor… Kıskançlar Nobel’in o kadar da önemsenecek bir ödül olmadığını, ‘Madaralı mükáfatı’nın daha anlamlı olduğunu söylüyor… Kayıtsız şartsız hayranlar Nobel’e ‘UEFA kupası’ muamelesi yapıyor… Daha ‘ortadan’ giden aklı başında adamlar, Nobel’de zaman zaman politik dengeler gözetilse de, Orhan Pamuk’un başarısının küçümsenemeyeceğini, ödülün aynı zamanda Türkiye’ye verildiğini söylüyor. Zülfü Livaneli ve Yazının devamını oku »