Acımasız Efeler Hakkari’de!

20 04 2008

Yüksekova’da bir köylüyü öldüren birini de yaralayan askerlerin, acımasız uygulamalarıyla bilinen özel yetkili Efeler Taburu’na bağlı olduğu belirtiliyor. Hakkari Milletvekili Esat Canan konuyu Meclis’e taşıdı.

EN ALT RÜTBELİSİ ASTSUBAY

Yüksekova’nın Dağlıca köyünde 24 Kasım’da İslam Terkoğlu’nun öldürülmesi ve Reşit Soydan’ın yaralanması olayı, gözleri Hakkari’deki askeri oluşuma çevirdi. Köylülerin Efeler Taburu’nca tarandığı bildiriliyor. Tabur, özel yetkileri ve acımasız uygulamalarıyla biliniyor. Taburun en alt rütbelileri bile özel eğitimli astsubay.

PKK’Lİ DİYE GEZİYORLAR

Motorize birlikler halinde hareket eden taburun operasyonları, ordunun normal hareketliliği dışında ve gizli yapılıyor. Tabura bağlı askerlerin PKK’li kıyafetleriyle köylere indiği ve köylüleri sorguladığı kaydediliyor. Van bölgesi askeri hiyerarşisi de taburun acımasız uygulamalarından haberdar.

Yüksekova ‘Efeler’i

Hakkari’nin Yüksekova ilçesine bağlı Dağlıca (Oremar) köyünde 24 Kasım’da İslam Terkoğlu ile Reşit Soydan odun toplamaya çıktıkları sırada askerlerce tarandı. Terkoğlu yaşamını yitirdi, Soydan yaralandı. Failler belli olmasına rağmen yargı önüne çıkarılmadı. Hakkari Valiliği olayın üstünü örtmeye çalıştı. Konuyu Meclis’e taşıyan Hakkari Milletvekili Esat Canan ise, köylülerin Hakkari’de Efeler Taburu diye bilinen tabura bağlı askerler tarafından tarandığını belirtti.

‘Efeler Taburu sorumlu’Canan, Terkoğlu’nun ölümüne, Soydan’ın yaralanmasına neden olan askerlerin yörede acımasız uygulamalarıyla tanınan Efeler Taburu’ndan olduklarını belirtti. Canan, taburun en az 10 yıldır yörede aktif olduğunu, özel eğitimden geçmiş askerlerden oluşturulduğunu ve gerilla taktiklerini uyguladığını söyledi. Canan, taburun zaman zaman PKK’lilerin kıyafetlerini giyerek halk arasında gezdiğini ve sorgulama faaliyetleri yaptığını da kaydetti. Taburun motorize bir güç olduğunu ve son olayda da hiç bir yere haber vermeden operasyona çıktığını aktaran Canan, köylülerin de bu şekilde tarandığını belirtti. Canan, konuyla ilgili İçişleri Bakanlığı’nın yanıtlaması için Meclis’e soru önergesi sunduğunu da belirtti.

 

Canan: Vali sorumsuz

Hakkari Valiliği’nin köylüleri önce ‘terörist’ ilan eden, sonra ise köylü diye düzelten tutumunu da değerlendiren Canan, bunun bir sorumsuzluk olduğunu kaydetti.

En düşük rütbe astsubay

Yerel kaynaklar da, Terkoğlu’nun ölümünden Efeler Taburu’nu sorumlu tutuyor. Yüksekova Esendere yolu üzerinde bulunan Et Balık Kurumu’na ait binada konuşlanan Efeler Taburu’nun kuruluşu 1990′lı yıllara dayanıyor. Bu taburda bulunan askerlerden en düşük rütbelisinin uzman çavuş ya da astsubay olduğu kaydediliyor.

JİTEM’le ilişkisi

Bu birliklerin daha çok operasyon öncesi keşif faaliyetlerinde bulunduğu bildiriliyor. PKK’li kıyafetleriyle köylere inen tabura bağlı askerlerin köylüleri tuzağa düşürdüğü ve sonra ise ajanlaştırdığı da ifade ediliyor. Ajanlaştırılanların JİTEM’e yönlendirilerek, yerelden bilgi sağlayan ‘Haber Elemanları’ şeklinde değerlendirildiği belirtiliyor. Şemdinli olayıyla JİTEM tetikçisi Abdulkadir Aygan’ın itiraflarından anlaşılacağı üzere, JİTEM’cilerin de astsubay veya uzman çavuş rütbesinde olması, bu taburun JİTEM’le benzer faaliyetler içinde olduğu şüphesini güçlendiriyor.

Yaşadışı eylemler korunuyor

Görevden alınan Van Cumhuriyet Başsavcısı Ferhat Sarıkaya, hazırladığı Şemdinli İddianamesi’nde, Şemdinli olayının Hakkari İl Jandarma Komutanı Albay Erhan Kubat, Hakkari Dağ ve Komando Tugay Komutanı Erdal Öztürk ile Van Asayiş Kolordu Komutanı Selahattin Uğurlu’nun bilgisi dışında gerçekleşmeyeceğini vurgulamış ve bunların görevlerini kötüye kullandığına dikkat çekmişti. Özel birlik olarak kurulan Efeler Taburu’nun da bu hiyerarşiye bağlı olduğu düşünüldüğünde, ortaya çıkan yasadışı eylemlerin bu hiyerarşi dahilinde korunduğunu gösteriyor.

‘Hakkari tesadüf değil’

Esat Canan, böyle bir taburun Hakkari yöresinde konuşlandırılmasının da tesadüf olmadığına dikkat çekti. Canan, Şemdinli ve Uludere’de suçüstü yakalanan JİTEM elemanlarının bölgede amaçladıkları şeylerle benzerlikler olabileceğine vurguluyor. Şemdinli olayını gerçekleştirenlerin amaçlarının, halk arasında korkunun yaygınlaştırılması, askeri otoritenin sivil otoriteye hakim kılınması ve bu yolla sınır bölgesinin tasfiye edilmesi olduğu uzun süre tartışılmıştı. Efeler Taburu’nun da benzer amaçlar güttüğü ve Özellikle Güney Kürdistan’a yönelik operasyonların öncü birlikleri olduğu belirtiliyor.

www.gundemimiz.com

NOT: Özgür Gündem; PKK mahreçli haberleri vermekle öne çıkmış bir gazetedir..

 


İşlemler

Bilgi

2 cevap

3 06 2008
tarık sezai karatepe

Bütün Önderleri Sav, Gitsin!
Uyan ey gözlerim! Düne dair ne varsa geride kaldı; şimdi kutlu bir fecr vaktinde, rüzgarın bile sessizliğe daldığı saatlerde, yeni bir güne “Merhaba!” derken, Uykudan Hayırlı Olan’la kuşanmak anıdır. Dünden kalan ne varsa yeniden yaşanacak; kimi kuş misali uçup gidecek.
İşte uzaklardan kısık bir ses, bir faninin daha, ötelere yol aldığını muştuluyor. Pencereyi açtı; kulak verdi. Mahallesinden geliyordu selası. Masivaya karışan tanıdık adam, bir asra yaklaşan ömründe neler görmüştü, neler!…
Beşinde var yoktu. İskilip’in kekik kokan bayırlarında koyun kuzu meleşir; sofraya tahta kaşık dizilir, dalgın gözler ne yediğinin farkına varmadan dakikalarca kalakalırdı. Pilli radyo, Balkan Harbi’nin patlak verdiğini ilan ediyor; Peygamber Ocağı’na çağrı pusulaları, toprak damlara elden ulaşıyordu. Atıf, Silistre görmüş bir gaziydi; şimdi sıra onlardaydı.
Olup biteni çözmeye çalışıyor, köye gelenlerin tuhaf halleri gözünden kaçmıyordu. Pırpırlılar, Kutlu Mekan’a neden uğramamışlardı?
Kulak misafiri olmuş, bir tanesinin: “Hele vakti var, zamanı gelince bunların da hakkından geliriz!” dediğini; ötekinin Selam’a, garip bir ‘Bonjur’la karşılık verdiğini anbean hatırlıyordu. Oysa, isimler hiç de bu topraklara yabancı değildi. Behiç, Ali, Satılmış, Temel…..
Tuna’ya sefer başlıyor; yastık altındaki rövelver, daha kaç düşmana hak ettiğini göstermek için yağlanıyor; tahta sandıktan yüzlerce mermi çıkarılıyor, heybeye özenle konuyordu. Nedense mermi hiç paslanmazdı! “Mert dayanır, namert kaçar; meydan gümbür gümbürdenir!”
Daha gün ağarmadan, evlere şüheda hikayeleri geliyor; vakur Anadolu kadınının bağrı yanıyor, yüreğine taş basıyordu. Bedenleri İşkodra’da, Razgrad’da, Gümülcine’de, Tuna boylarında kalan erler!
Delikanlı çağına erişmiş, zihnini meşgul eden sorularla, beyni zonk zonk zonklamıştı. Provakasyon bilmezdi, ‘polüm’dü onun adı. “Savaştıkça kaybediyoruz; yoksa bu işte polüm mü var; giden gelmiyor, içerde bir hinoğlu hinlik olmasın; yıllar önce pırpırlı: “Sıra bunlara gelecek!” derken, neydi derdi? Sayımızı mı tüketiyordu yoksa!”
Yirmi dört milyon kilometre kareden bir milyon bile kalmamış; çerez gibi çıkıp gitmişti elden. Çörçil vizesi ile vatan mı kurtulurdu? Neden ‘kafir düşman’ tek kurşun atmadan çekilmişti? Istanbul işgal altındayken, yalılarda, başlarından geçen Aşk-ı Memnu’yu, Şıp Sevdi’yi yazanlar mantar gibi çıkmış, vekil mekil olmuşlardı. Bir de heyecanlı nutuklar verdiler mi, kürsüde… unutulur giderdi her şey.
Köyüne savaş artığı bir jip yanaştı. Kirli naylonun arkasında silueti görünen adam, Tek Parti’nin ilçe başkanıydı. “Meğer ne hayasız yüzler örtermiş, bir incecik perde!”
Hışımla ineni, gözü bir yerden ısırıyordu. İşte ta kendisiydi. “İsimleri okunanlar kamyona…!” Atıf’ı ve onlarca dava erini tıkış tıkış doldururken, “Oyun bitti!” der gibiydiler. Bu sefer ki namert düşmandı.
Üç şafak geçmeden, Ailço’nun yağlı urganında ‘Öteler’e uzanmışlar; binlercesi, zorbanın elinde Firdevs’e uçmuştu. Ne günler görmüşlerdi oysa! Üzerine güneş batmayan topraklarda, ekmeğini tuza banıp, onu da, son nefesini veren Hamza yüreklere sunan yiğitlere, ihanetin böylesi….!
Olup bit(mey)enler, gönlünde derin yaralar açmış, kendini cilt cilt kitaplara vermişti; değerlerini kullanıp zirveye oynayanlar ne ilk, ne de sondu. Bunu anlamak için elindeki tek imkan ferasetti. Elde avuçta kalanla bir çift öküz sahibi olmuş, kavruk tarlanın yüzü gülmüştü.
Vaktiyle elli altmış dönümden, kala kalka üç beşi kalmış; ötekilere ‘partiden varlıklı’ ağalar el koymuştu. Ok’un her biri gözüne batıyor, ciğerini dağlıyordu. Şehir Kulübü’nde, “Sesini çıkarma, ikile!” azarıyla köye yol almış, sözlükte uygun bir isim bulmuştu: jakoben! Hem kaymakam, hem belediye reisi nasıl olunurdu? Açık oy, gizli tasnif dedikleri buydu demek!
Mal vergisi canına tak demiş, elinde avucunda ne varsa satıp savmıştı. Sarı kağıtlara faizler yazılıyor, üretmeden ödüyorlar; yoksa ilçede, analarından emdikleri burunlarından fitil fitil geliyordu.
O gün yüreğinde tarifsiz bir burukluk vardı. Gözünün nuru evladını, çekik gözlülerin ülkesine çağırıyorlardı. Kimin adına, kime karşı, ne için? Nato’ya giriş rüşveti miydi yoksa! Bu sefer daha zordu; ortada kurtarılacak ne vatan, ne onur vardı! Dahası, tarihinde ilk kez müstekbirin yanında olmak ne de inciticiydi!
“Bunların hepsi bir; içlerinden çıkmamış mı; eştikleri kuyuya düşerler bir gün!” demiş; İhtilalin Kudretli Albayı’nın nasıl olup da, karşı safta, ilk elden tekmil verdiğine aklı almamıştı. Kırmızı Kitapların Müellifi’nin naaşını, Akdeniz sularına beş bin metreden atan da…! Sessiz ve derinden…!
“Şu gençler de çok oldular; tamam, vaktiyle güzel iş çıkardılar; ihtilale zemin hazırladılar; ama şimdi ortalarda görünmeseler, hatta ortadan kaybolsalar!” deyip darağacına yollanan üç adamın ahı tutmuş; kalem kıranlar hallisünasyondan kurtulamamışlardı.
Venedik Dükalığı, Karaköy’de nam salmış; hükumetler kurmuş, işine gelmeyeni bin bir kulpla beşli insiyatife kurban etmişti. Sendikalar, işi gücü bırakmış; demir perde olmuşlardı, sahte ilahlarına…! Ülke, üç sente mahkum edilmiş; her biri, Rıza Tevfik misali, “kapısına dört kez kilit vurulan adam”a özürler yağdırmıştı; Ba’de harabü’l Basra!
Kaynaklı, Özkanlı, Yalçınlı “Derin” kitaplar, ardısıra tezgahları süslüyor; “Sakın, öyle hak mücadelesi vermeyin, biz daha güçlüyüz!” tehdidini savuruyor, aba altından sopa gösteriyordu. Psikolojik harp, böyle bir şey miydi?
Hızını alamamış olacak ki, “Yes”i “No” ile karıştırıyor; dükalığın kirli oyunlarını açığa vuruyor, “Alma mazlumun ahını; çıkar, aheste aheste!” bir kez daha hakikat oluyordu. Gerçi, Hakkıyla İşiten kayda almıştı; kimi yüzlerin ışıl ışıl, kiminin de kasvetten simsiyah olduğu Gün’de defterler açılacaktı; ama “Şu aleme ibret olsun!” diye rezil rüsva oluyor; battıkça batıyordu.
Asırlık çınarın geceden kaleme aldığı son mektubu, yüzyılın manifestosu gibiydi: “Bütün önderleri sav, gitsin!”
Tarık Sezai KARATEPE

19 12 2008
efelerin efesi

efeler terorislere karşı acımasız olduğu doğrudur goz kırpmadan alnının catına sıkar kurşunu,turk askerine yakışmayan hareketler yapmaz, vatanı bolme hayalı kuranların korkulu ruyası efeler cok terorist oldurduk, daha da oldurmeye devam taki bu şerefsizlerin kokunu kazıyana dek.

Yorum yapın