İtiraf etmek zorundayım ki iki gün Türkiye’den kaçıp Köln’de Bayer 04 Leverkusen’in Beşiktaş ile yapacağı Avrupa Kupası maçını izlemeye gittim.
Ülkemizde futbol o kadar fanatik ve ilkel kişilerin oyuncağı haline geldi ki, futboldan fanatik terörü ve kalitesiz yöneticiler nedeni ile keyif ve zevk alabilmek çok zor. Tabii kimsenin futbol terörü konusunda monopolü yok, ülkemizdeki her statta, fanatiklik gerçekleşir. Bu nedenle bu kaostan biraz uzaklaşmak için Bayer firmasının davetini kabul ettik ve Bayer Leverkusen ile Beşiktaş arasındaki maça gittik! Gidiş nedenlerimizden biri de Bayer firmasını tanımaktı. Çünkü Bayer, Almanya’da spora sistematik şekilde en çok yatırım yapan ve fon aktaran ve destek veren şirketti ve biz sponsorluğun nasıl çalıştığını incelemek istiyorduk.Bayer şirketi 1863 yılında kurulmuş. 1912 yılında Köln’ün yirmi dakika uzağındaki Leverkusen’e yerleşmiş. Bugün 160 bin kişinin yaşadığı Leverkusen adeta Bayer demek. Nüfusun yarısı Bayer emeklileri. Kentte kabaca 20 bin kişi doğrudan Bayer’de çalışıyor, 20 bin kişi de, Bayer’e hizmet veren veya ortak olan firmalarda. Bayer 2005 sonunda dünya çapında 300 şirketi, 93.700 çalışanı (sadece 37 bin kadarı Almanya’da), 500 bin hissedarı ve 27.4 milyar euro cirosu ile bir dev şirket. Bayer’in dünya çapında yıllık cirosu, nerede ise komşumuz Bulgaristan’ın GSMH sayısının iki misli. Bayer şirketi Türkiye’ye ilk defa 1954 yılında BİFA Birleşik Alman İlaç Fabrikaları adı ile Schering, Knoll, Merck ve Bayer ortaklığında gelmiş. Bayer şu anda ülkemizde 1200 kadar çalışana sahip ve Bayer Türkiye hızla büyüyen bir şirket.
1899 yılında Aspirin’i üretmeye başlayan Bayer aslında bir bilimsel araştırma şirketi. Ama 1904 yılından bu yana, spora inanılmaz destek veriyor. Bayer firması Almanya’nın tüm sporlarda en büyük destekçisi ve Bayer tarafından desteklenen sporcular kabaca 60 kadar Olimpik Madalya, 200 Dünya Şampiyonluğu ve 100’den fazla Avrupa Şampiyonluğu kazanmışlar. Bayer 04 Leverkusen de Bayer şirketinin takımı. Bayer özellikle engelli sporculara verdiği destekle tanınan bir şirket. Kulübün desteği sonucu engelliler 47 Paralimpik madalya kazanmışlar (Engelliler Olimpiyatı’nda ve diğer yarışlarda). Bayer 27 ayrı spor kulübüne destek veriyor. 53 bin kulüp üyesi var. Atletizmden ping pong’a kadar, 48 spor dalına yardım ediyor.
Bayer’in futbol takımına desteği ise yılda 20 milyon euro kadar (takım yıllık toplam 70 milyon euro’luk bir bütçeye sahip, çünkü televizyon, forma satışı, gişe hasılatı, reklam ve Adidas ile işbirliği ek kaynak getiriyor). Bayer’in amatör sporlara, gençlik sporuna ve engelliler sporuna desteği yılda 14 milyon euro kadar. Bayer 2006 Dünya Kupası’na da 2 milyon euro destek vermiş. Bayer’in geniş bir altyapı yatırımı ve altyapısında birçok sporcu yanında, genç Türk asıllı futbolcular da var.
Bayer, Leverkusen’de şirket üretim tesislerinin oldukça yakınında, komple bir stat ve spor tesisi yapmış. Her şey düşünülmüş. Köln’de uçaktan indikten sonra Leverkusen’de takımın Bay Arena adını taşıyan 25 bin kişilik stadının duvarına yapışık, Bayer firması tarafından yapılıp Lindner zinciri tarafından işletilmeye verilmiş otele yerleştik. Bizi ağırlayan Bayer ekibi, gruba bir Türkçe tercüman, bir de Alman mihmandar tahsis etmişlerdi ve şirketi ve futbol takımı tanıtan detaylı kitapçıklar da odalarımıza konulmuştu. Otelin ve stadın hemen yanındaki tesislerde yapılan Beşiktaş takımının basın toplantısına katıldık ve maç stadındaki antrenmanı da izledik. Sonra da stadın içindeki lüks tribünde bulunan ve sahayı oturduğunuz masadan tümüyle gören lokantada, Bayer ve futbol kulübü temsilcileri tarafından yemeğe alınarak ağırlandık. Bir yandan yemek yerken diğer taraftan Beşiktaş’ın maç öncesi antrenmanını seyrediyorduk. Gerçekten her şey düşünülmüş ve tertemizdi. Spor ve keyif birleşmişti.
Akşam yemeğinde Bayer’in Spor Direktörü ile uzun uzun konuştuk. Bayer geçmişte futbol dalında çok miktarda Brezilyalı oyuncuya yatırım yapmıştı. Ancak Alman uzmanlara göre Brezilya futbolunda şu anda kendi liginde oynayan önemli bir genç oyuncu pek yoktu. Brezilya futbolundan yapılan transferler sonrası (bir iki yıldır) geride kalanlar ya ikinci sınıf oyunculardı ya da yaşlı olanlar. Yani bir anlamda Brezilya’daki kaynak bitti, ülkenin futbol potansiyeli oldukça boşaldı diye düşünüyorlardı. Onlara göre Afrika’da da benzer bir durum gerçekleşmiş olabilirdi. Bu tespitler beni bizim ülkemizdeki transfer politikalarını da bir kere daha düşünmeye sevk etti.
Deniz GÖKÇE
Bana göre Vestel Manisaspor bu standarda en uygun takım olabilir…
böyle gereksiz bir yazının bu sitede ne işi var:(
ben mehmet ve çağlaya da katılıyorum olaya sizde değişik açılardan bakıp yorum yazabilirsiniz:)