Unutamadığım Kitaplarım “Mehmet Efe”

8 12 2006

null

Çile’yi okuduğum gün adam oldum…

Rahmetli Üstad Necip Fazıl Kısakürek’in Çile kitabını ilk kez elime aldığımda ortaokul ikinci sınıf öğrencisiydim. Çile’yi okuduğumda, aniden akil bâliğ olmuş, büyümüş, büyük doğu oluvermiştim. Çile’yi okuduğum gün, o zamanlar sevdiğim kızın evlerinin önüne gitmiş ve bağıra bağıra “Şu dağları delmeli / un edip elemeli” türküsünü çığırmıştım. Ensemin örsünden şaşkınlığın, ürkekliğin balyozlarını kaldırmış ve bana yepyeni bir dünya hediye etmiş çil horozumdu Üstad Necip Fazıl’ın Çile’si. Dilin, tarihin, sanatın, düşüncenin ve inancın bende yerli yerine oturduğu yepyeni bir dünya. “Vatanım, sevgilim, dostum ve hocam”; her şekil yerine oturmuştu bende. O gün Malatya’nın Orduzu kasabasında Çile şiirini saatlarce tekrar tekrar okuduğumu, annemin merak edip kendisine okumamı istediğini hatırlıyorum. O sıralar Türkçesi pek iyi olmayan annemin, bana Çile kitabından çeşitli bölümleri tekrar tekrar okuttuğunu, yer yer açıklamamı istediğini ve arada bir Kürtçe, “Hode le razı be” (“Allah ondan razı olsun”) diye dua ettiğini hiç unutamam.

Çile’yi okuduğum güne benzer duyguları nadiren yaşadım. Benzetmek gerekirse muhtemelen ilk kez Sezai Karakoç okuduğumda tattım. Necip Fazıl okumuş her Türkiye çocuğunun yolu kaçınılmaz olarak bir başka üstad’a, Bediüzzaman Said-i Nursi’ye uğrar diye inanırım. Yıllar sonra, ilk göz nurum kızım İkbal’i doğumundan sonra ilk kez kucağıma aldığım günün akşamı, kendi kendime “Atomlarda cümbüş, donanma, şenlik / Ve çevre çevre nur, çevre çevre nur!” mısralarını tekrarladığımı fark edecek, ve Üstad’ın Çile şiirini tekrar defalarca okuyacaktım. Öyle inanıyorum ki yine Çile ve Necip Fazıl yüzünden Türkçe’ye aşık olmuştum. Mahallemizin Ömer Abi’sinin yıllar önce elime tutuşturduğu o Çile, bana bugüne kadar taşımaktan onur duyduğum Müslüman kimliğime, inanıyorum ki hayatımın geri kalan yılları boyunca gururla taşıyacağım silinmez bir damga armağan etmişti. Yine öyle inanıyorum ki, Yavuz Bahadıroğlu’ndan Yaşar Kemal’e, Kemal Tahir’den Cemil Meriç’e Nazım Hikmet’ten Arif Nihat Asya’ya, Sezai Karakoç’tan Nuri Pakdil’e; Ülkücü, İslamcı, Sağcı ya da Solcu demeden Türkçe’nin, özü sözü bir, namuslu her şairini, her yazarını ayırt etmeden severek okuyabilmemde, Necip Fazıl büyük pay sahibidir.

1993 yılında Beyazıt Sahaflar Çarşısı’nda tesadüf ettiğim ve oracıkta büyük bir kısmını bir solukta okuduğum eski bir Büyük Doğu sayısı, Yerliler dergisini çıkartmama sebep olacaktı. Necip Fazıl, Türkiye’yi yürekten sevmek demekti. Dahası, bir ilim ve irfan medeniyetine, bir şiir imparatorluğuna mensup olmak demekti…

Şubat 2005, Los Angeles


İşlemler

Bilgi

Yorum yapın